Reggio Emilia Yöntemi ile Harika Çocuklar Yetiştirmek

Reggio Emilia Yöntemi ile Harika Çocuklar Yetiştirmek

Reggio Emilia Eğitim Sistemi, II. Dünya Savaşı yıkıntılarında ailelerin kendi okullarını inşa etmeye başlaması ile oluşmuştur. Adını İtalya’nın kuzeyindeki Reggio Emilia kasabasından alır. Hangi sosyal, kültürel ve ekonomik statüye sahip olursa olsun tüm çocukların eşit ve kaliteli bir eğitim almaya hakkı olduğu düşüncesi bu hareketin temelini oluşturur.

Felsefenin kurucusu olan psikolog Loris Malaguzzi, belediye ve ailelerin yaptığı okullarda, geleneksel yapıları yıkan bir sistem oluşturmaya başladı. 1980 yılında Reggio Emilia sistemi, İtalya geneline ve tüm dünyaya hızla yayıldı. Böylelikle, Reggio Emilia Eğitim Felsefesi hem Avrupa’nın hem de diğer dünya ülkelerinin esinlendiği bir kaynak olarak ortaya çıktı.

Bu sistemde her şeyin kayıt altına alınması, çocuğun birebir gelişiminin video çekimleri dahil olmak üzere son derece detaylı olarak kaydedilmesi öne çıkıyor. Reggio Emilia yaklaşım sisteminin genel özellikleri olarak, en belirgin noktalar şöyle sıralanıyor:

  • Çocuk merkezli olması
  • Aile ve öğretmen katılımlı olması
  • Reggio programlarında duyu organları ile materyallerin, şekillerin ve renklerin bilinmeyen özelliklerini keşfetmeleri için çocuklara özgür bir ortam sağlanması
  • Bu özgür ortam içerisinde çocuklar yalnız başlarına, akranları ve yetişkinlerle birlikte yaşadığı deneyimler sayesinde anlama, öğrenme ve bilmenin zevkini tadması

Reggio Emilia Yöntemi uygulanan anaokullarında, her çocuk sınırsız bir yetenek, yaratıcılık ve zekâya sahip bireyler olarak görülür. Öğretmenlerin görevi ise bu özellikleri desteklemek ve çocukların sınırlarını zorlayıp gelişimlerine yardımcı olmaktır.

Çocuğu merkeze alan ve merakının peşinden gitmesine olanak sağlayan bir felsefe olan Reggio Emilia Eğitim Sistemi’nin karakteristik özellikleri şunlardır:

  • Çocuklar kendi öğrenmelerini ışıkla, sesle, dansla, müzikle, çizgiyle ve daha sayılabilecek bir sürü dil ile ifade edebilirler.
  • Çocukların kendi arasındaki etkileşimleri kadar çocukların çevreleriyle olan etkileşimlerini de önemli görür.
  • Çocukların çevreleriyle etkileşime geçebilecekleri alanları öğrenme merkezleri olarak tanımlar. Bu alanlar çocukların gözlem yapma, araştırma ve analiz etme yolları ile gerçek yaşam tecrübelerinden öğrenmelerine imkan verir.
  • Amacı doğruları öğretmek yerine, araştırma yöntemlerini özümseterek kendi doğrularına ulaşmalarını sağlamaktır.
  • Sistemin belli adımları takip eden herhangi bir çalışma planı yoktur.
  • Mekanın görselliği, ışığı, kullanışlılığı çok önemli faktörlerdir.
  • Ailelerin sisteme dahil olması gerekir.
  • Yaşayarak öğrenme temeline dayanır.
  • Çocuğu dinlemek ve söylediklerine değer vermek esastır.
  • Doğayla iç içe bir yöntemdir.

comments powered by Disqus